CANIM… “Doğru düzgün insan” sınıfında kabul ettiğimiz, sevdiğimiz insanların ağzından çıkınca iyi bir söz, ama bir dolu asalak kelimeyi konuşmasına ulamayı adet edinmiş, dostuyla da düşmanıyla da canımlı, cicimli, hayatımlı konuşan insanların ağzından çıkınca anlamsız, hele ki de böyle, insana tepeden bakan ve ne kadar tepeden baktığının altını çizercesine bunu kullanan insanların ağzından çıkınca epey can acıtan bir söz.
Sandık Odası'nda öyküleriyle tanıştığım Sezgin Kaymaz'ın 2004 tarihli romanı Zindankale. Kaymaz için "hak ettiğini bulamamış bir yazar " demiştim, Zindankale'yi okuduktan sonra "az bile söylemişim" diyorum...

"Sezgin Kaymaz'ın bir sonraki kitabı 'Edebiyatta dilin samimiyeti' olabilir çünkü zaten çoktan yazmış da yayımlanmamış gibi yazıyor" dediğim bir tweet atmıştım kitabı okurken. Gerçekten de, örneğin ilk 300 sayfa boyunca tek bir günü anlatmasına rağmen öyle bir akıcılığa sahip ki üslubu, zaman zaman tekrara düştüğü halde okuru sıkmamayı bu dil sayesinde başarıyor Kaymaz. Hayata dair göze batmayan, aforizma kokmayan hatta belki altı çizilmeyen ama gerçek ve samimi tespitleri dikkat çekiyor. Dili gibi hikayesi de, karakterleri de -tüm fantastik öğelere rağmen- gerçek ve tanıtım yazısında sıkça vurgulandığı üzere "yerel."
Zindankale'de edebi yönden en çok dikkatimi çeken Kaymaz'ın üslup değişikliğindeki başarısı oldu: Üçüncü kişili anlatım kullanılmasına rağmen, anlatılmakta olan mekan ve karakterler değiştikçe dil de değişiyor; karakterin üslubunu, olayın atmosferini yansıtıyor. Böylece anlatımda dinamizm, akıcılık ve samimiyet sağlanmış oluyor.
Fazlasıyla beğendiğim kitaplar hakkında yazarken şirazeyi kaçırmaktan çekindiğimi belirtmiştim; iş yine oralara varmadan son olarak eser hakkında Ömer Türkeş'in 2004 tarihli (kitabı okumayı düşünenler için sürpriz bozan bir niteliğe sahip) şu yazısında dile getirdiği eleştiriye katıldığımı belirteyim: "Anlatma becerisini yüzeydeki insani ilişkilerle sınırlıyor Kaymaz, ipuçları vermekle birlikte -beş yüz sayfalık bir romanda- o ilişkilerin ardındaki siyasi, ekonomik, toplumsal meselelere hemen hiç el atmıyor."
Kaymaz'ın şahane bir son söz ile okurla bir nevi dertleşerek sonlandırdığı Zindankale de gözü kapalı tavsiye edebileceğim kitaplar arasındaki yerini almış oluyor böylece. "Yau... Sen bi' dakka..! N'oluyor Allahaşkına?"
Zindankale - Sezgin Kaymaz, İletişim Yayınları - 527 s.
itina ile notumuzu alıyoruz yine:)
YanıtlaSilErkenden keyifli okumalar öyleyse =)
SilSezgin Kaymaz, herkesin okumasını istediğim yazarlardan oldu; ondandır bunca üzerinde durmam. Yorumunuz için de ben teşekkür ederim...
YanıtlaSilSezgin Kaymaz'ın tüm eserlerini okudum. Bu eseri de benim için ilk sıradadır. Diğer romanları ise bu 10 ise 9 dur. Ama bilhassa Sandık Odası'ndaki hikayeler ayrı ayrı birer dünya. Hafızanıza öyle kareler işliyor ki aklınızdan hiç çıkmıyor. Çok sıcak bir o kadar da fantastik-büyülü. Kesinlikle ülkemizde kıymeti yeterince anlaşılmamış bir yazar. Ailecek seviyoruz.
YanıtlaSilErhan A.
Kün ile yeniden hatırlattı kendini, duymayan pek çok insan da duyma imkanı buldu kendisini... Umalım hak ettiğini bulsun tez vakitte.
SilYazarın Kün'den sonra okuduğum ikinci kitabı. Sezgin kaymaz dili, kurgusu, ve ince mizahı ile ile yine beni büyüledi.
YanıtlaSilBunu beğendiyseniz Sandık Odası'nı da tavsiye ederim mutlaka :)
Silhttp://ebediyenedebiyat.blogspot.com/2013/01/sandk-odas-sezgin-kaymaz.html
En kısa zamanda diğer kitaplarını okuyacağım. Yazarın Kün kitabını da çok beğendim
Sil