Okuma Radyosu #1

"Müziksiz bir hayat hatadır." - Friedrich Nietzsche
Okurken müzik dinlemeyi sever misiniz? Ben bayılırım! Özellikle yolda ve/ya dışarıda okurken, dikkat dağıtıcı seslerden uzak durmak için müzik olmazsa olmaz benim için. Ancak çalan müziğin de aynı şekilde dikkat dağıtıcı olmaması gerekir; film/oyun müzikleri, klasik parçalar, enstrümantal yorumlar okumak için idealdir bu yüzden. Sadece dışarıda da değil tabi, evdeyken de müzik dinleyerek okumayı seviyorum. Örneğin bilgisayar başında takip ettiğim blogları okurken, fonda çalan sakin bir müzik okuma zevkini katlayan ögelerden.

İşte bendeniz yine durumdan vazife çıkarıp, okurken müzik de dinlemeyi sevenler için yeni bir gönderi yapmaya karar verdim: Okuma Radyosu. Arada bir yenilemeyi planladığım bu çalma listesine ister buradan, ister blogun sağ kenar çubuğundan ulaşabilirsiniz.

Herkese iyi dinlemeler!

Kısaca #1

Görece uzun zaman evvel okuduğum, dolayısıyla hakkında uzun uzun yazamayacağım ancak yine de paylaşmak istediğim kitaplar...
Öylesine Hikayeler - Rudyard Kipling


Kipling'in çocukluğunda Hintli dadılarından dinlediği masallardan hatırladıklarını ve sonradan okuduğu fabl, Binbir Gece Masalları, Budist hayvan masalları gibi hikayelerle harmanlayarak kendi çocukları için yazdığı masalları içeriyor Öylesine Hikayeler. Kendi çizimleriyle süslediği 12 hikayenin çoğunda kahraman bir hayvandır ve bu hayvanların yeteneklerini, fiziksel özelliklerini nasıl kazandığını anlatır.

İlk bakışta bir çocuk kitabı izlenimi bıraksa da, yetişkinler için de yaratıcılıkta sınır diye bir şeyin olmadığını gösteren enfes bir kitap Öylesine Hikayeler. Fillerin uzun hortumlarını nereden aldıklarını, balinaların neden küçük çocukları yemediğini merak ediyorsanız, mutlaka okumalısınız.

Şehrazat'ın Bin İkinci Gece Masalı - Edgar Allan Poe

Dünya Edebiyatının büyük ustalarından Poe'nun dokuz öyküsünden oluşuyor Şehrazat'ın Bin İkinci Gece Masalı. Zaman ile mekanda düşsel yolculukların yaşandığı, hicivsel ögeler barındıran, bilim-kurgu izleri taşıyan ve arka kapağa göre "Bir kısmı Türkçe'ye ilk kez çevrilen" dokuz öykü...

Okuması keyifli, insanı gündüz düşlerine sürükleyen bu kitapta dikkatimi çeken ilk unsur, her öyküde neredeyse her cümlenin bir dipnotunun olmasıydı. Öyküler yeterince şaşırtıcı değilmiş gibi, her dipnotla beraber Poe'nun gönderme yapmadaki başarısına ve geniş kültür birikimine hayran kalmamak elde değil.

Yasemen Çiçeğinin Zamanı - Alifa Rıfaat

Oldukça zorlu bir hayat geçiren Mısır kökenli Alifa Rıfaat'ın şahsen yaşadıklarından ve çevresinde gözlemlediklerinden esinlenerek kaleme aldığı on bir öyküsünü içeren Yasemen Çiçeğinin Zamanı, Arap kültüründe kadının yeri, kültürün aile yapısı ve kadınların kendi dünyalarında hissettikleri üzerine ufuk açan bir eser.

Yazarın en çok hoşuma giden yönü, hikayelerindeki karakterlerle kendisini özdeşleştirmedeki başarısı olmuştu. İçselleştirme konusundaki bu başarısının sırrı karakterleriyle bir yandan güçlü birer kadın portresi çizerken, diğer yandan bu karakterlerin gizli duygu ve fantezilerini aktarması diye düşünmekteyim.

Kırmızı Ot - Boris Vian

Peynir satıcısının arabasının arkasından, rakibinin siyasal dayanaklarına sahip olmayan ve içinde büyük bir maymun tarafından bekareti bozulmuş bir genç kızın bulunduğu, tören tahtırevanıyla yetinmesi gereken hırdavatçının arabası geliyordu. Maymunun kirası çok fazla tutuyordu, fiyatı kadar iyi sonuç vermemişti. Çünkü, genç kız on dakikadır baygındı ve artık bağırmıyordu. Bu arada belediye başkanının karısı menekşeye dönüşmekteydi ama yine de çok kötü taranmış bir sürü tüyü vardı.
Biraz manipülatif bir alıntıyı seçtiğimi itiraf ediyorum ancak kitabı okurken neler hissettiğimi anlamanız için uygun bir yöntem olduğu kanaatindeyim. 

Günlerin Köpüğü isimli eserine düzülen övgüler sebebiyle merak ettiğim bir yazardı Boris Vian. Okul kütüphanesinde Kırmızı Ot isimli kitabına rastladığımda, merakıma yenik düşüp alıp okudum ben de...

Açık konuşmak gerekirse kendimi hiçbir zaman "nitelikli okur" olarak görmedim. Çok okumaya çalışıyor olmam, benim için "iyi bir okur" olmayı beraberinde getirmiyor. Olsa olsa "tecrübe edinmeye çalışan okur" diyebilirim kendim için. İşte bu haleti ruhiye içerisinde en azından artık alt-metninin anlamayacağım kitaplarla karşılaşmayacağımı düşünürken Kırmızı Ot beni hayal kırıklığına uğrattı. Vian kafasında öyle bir dünya yaratmış ki, okuduğum süre boyunca bilmem gerektiği halde bilmediğim bir şeyler olduğunu hissettim. Sanki kitabın ilk sayfaları eksikmiş ya da bir devam kitabıymış gibi... Bu esnada -daha sonradan öğrendiğim üzere- alt-metinde verdiği mesajları ıskalamışım haliyle.


Boris Vian enteresan bir kişilik: Caz müzisyeni, senarist, kısa film amatörü, oyun yazarı, şair, mühendislik ve araba yapımına kadar varan geniş bir ilgi alanına sahip. Vernon Sıllivan adında hayali bir Amerikalının romanının çevirisi olduğunu iddia ettiği ilk romanı Mezarlarına Tüküreceğim ile sükse yaratmış, daha sonra da "Fransız dilinin cümle yapısını kıran, yan yana gelmeleri olanaksız olan sözcükleri, şaşırtıcı bir şiirsellik ve uyumla yazması"yla parlamış. 

Kırmızı Ot'un siyasi tarihi de karmaşık. Net bir bilgiye ulaşamamış olsam da kitabın Türkçe'ye çevrilme "izni" 1994'de verilmiş. Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu davalarının günümüzde vuku buluyor olmasını göz önünde bulundurursak fazla söze ihtiyaç kalmıyor sanırım.

Kitabı o kadar anlamadım -ve dolayısıyla sevmedim ki- kitap yerine Altıkırkbeş Yayın hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle telif haklarına dair kaleme aldıkları cesaretlendirici satırlar gerçekten çok güzel: 
Bu çevirinin tüm yayın haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalarımıza göre suç sayılmaktadır. Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz. P.S.:Tüm fotokopi fanzinler yukarıdaki açıklamadan bağımsızdırlar. Onlar istedikleri ALTIKIRKBEŞ kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilirler. Okurlarımızı yasal dergileri değil "fotokopi fanzinleri izlemeye çağırıyoruz.Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, Yaşasın KAOS. 
Son olarak hemen her okurun kabusu olan dahi anlamındaki -de'lerin yanlış yazımı sık karşılaştığım bir olay oldu bu kitapta. Sadece o da değil; -ki'ler, soru eki -mı, -mi'ler de sık sık yanlış yazılmıştı. Sonraki basımlarda düzeltilmesini temenni ederim.

Kitap hakkında bu kadar az bilgi veren bir yazı yazmaktan ne kadar hoşnut olmasam da meraklıları için boş vaktiniz bol ve zorlu okumaları seviyorsanız bir göz atın derim. 

Kırmızı Ot - Boris Vian, Altıkırkbeş Yayınları - 139 s.