Puslu Kıtalar Atlası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Puslu Kıtalar Atlası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar (Sözlük)

Puslu Kıtalar Atlası, buradaki yazıda bahsettiğim üzere; ilk olarak yazarın diliyle hafızalara kazınan bir eser. Bu dilin en belirgin özelliği ise hikayeyi daha da büyüleyici kılan eski kelimeler.

İşbu durumdan yine vazife çıkarıp,  pek çoğunun anlamını bilmediğim eski kelimeleri ve anlamlarını paylaşmak istedim ben de. Kelimelerin anlamlarını ararken, pek çoğuna TDK'nin sözlüklerinden ulaşamamış olmam ise İhsan Oktay Anar'ın dil hakimiyetine ve tarih bilgisine  bir kez daha hayret etmeme vesile oldu.

Son olarak şunu da belirtmeliyim ki; bu kelimelerin anlamlarını bilmek, o kadar da elzem değil kitabı okurken çünkü pek çoğunu karine ile anlamak mümkün. Yine de benim gibi yeni kelimeler öğrenmeye meraklı, dilbilime hevesli okurlar için faydalı olacağını umarım. "Puslu Kıtalar Atlası Sözlüğü"ne yazının devamından ulaşabilirsiniz.

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar

"Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya’nın şahidi olmaktı."
Son dönemlerde sık sık adını duyduğum bir eserdi Puslu Kıtalar Atlası. Esrarengiz ismi, etkileyici kapağı ve sık sık duyduğum "Mutlaka okunmalı" tavsiyeleri nedeniyle ilk fırsatta okumayı aklıma koymuştum. Tabi bu durum eserden beklentimi oldukça yükseltti; sık sık olduğu gibi bu beklentiyle okuduğum için beğenmeyecek, beğenilmesine bir anlam veremeyecektim. En azından ben böyle düşünüyordum.  

Lakin hakikat öyle olmadı: Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar'ın diliyle, kurgusuyla, olay örgüsüyle şimdiden klasikleşmeye aday eserlerden birisi olarak çıkıyor karşımıza.

Öncelikle Anar'ın ve kitaplarının popülerliği hakkında bir kaç kelam etmek gerekirse şunun ayrıdına varmak önem arz ediyor: İhsan Oktay Anar; Elif Şafak veya İskender Pala gibi popüler olduğu için çok okunan birisi değil, çok okunduğu için popülarite kazanan bir isim. Bu ince fark "Çok satan olmak kalitesizlik emaresi midir?" teması etrafında dönen tartışmaların temelini oluşturuyor esasen. İlk basımı 1995'te yapılan ve günümüzde bile hala yoğun bir ilgi gören Puslu Kıtalar Atlası'nın neden bu kadar beğenildiğinin cevabı da netlik kazanıyor böylece; çünkü çok güzel bir kitap. 

Kitaba dair -pek çok okur gibi- beni de etkileyen ilk unsur yazarın dili oldu. Sırf bilindiğini göstermek için değil; sahiden gerekli ve yerli yerinde kullanılan eski kelimeler, terimler ve deyimler bir nevi masalsı gerçekçilik kazandırıyor hikayeye. Bu intibada, hikayenin teması ve yazarın tarih bilgisi de büyük etken tabi. Öte yandan tüm bu az bilinen kelimelere rağmen akıcılık konusunda herhangi bir problemle karşılaşmıyoruz. Baştan sona, hızla akıp giden bir macera Puslu Kıtalar Atlası. Olay örgüsündeki ve kurgudaki başarı, akıcı üslupla birleştiğinde elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap çıkıyor ortaya. 

Tüm bunların yanı sıra öykünün bir ayağını oluşturan felsefi altyapı, kendini sadece hikayeye kaptırmak istemeyen, bu esnada biraz da düşünme arzusu duyan okuru can damarından yakalıyor. Kitabın baş karakterlerinden Uzun İhsan Efendi'nin Rendekar dediği Rene Descartes'ın felsefesi üzerine söylemleri, septisizm (kuşkuculuk) hakkında düşünmeye teşvik ediyor okuyucuyu.

Beğendiğim kitaplar hakkında yazarken, aşırıya kaçmaktan çekindiğimden olsa gerek, zorlanırım çoğu zaman. Yazının, kitap hakkında bir güzellemeye dönüşmesinden endişe duyarım. Ancak Puslu Kıtalar Atlası, tüm bu iltifatları baştan sona hakeden ve herkesin mutlaka okumasını tavsiye edeceğim bir kitap.

Kitaptaki eski kelimeleri ve anlamlarını kaydettiğim sözlük çalışması için buraya buyurun.

Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar, İletişim Yayınları - 238s