Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Müzibiyat #19

Eylül; yazdan kalma sıcakların sonbahar yağmurlarıyla sarmaş dolaş olduğu, kuru yaprak çıtırtısında huzurun, çıplak ağaç dallarında hüznün saklandığı ay... Diğer bir deyişle sarı yaz. 

Nice şarkıya konu olmuştur; eylülde dinlenesi şarkıların başında Bülent Ortaçgil'den Eylül Akşamı, Alpay'dan Eylülde Gel, Erkin Koray'ın  Bir Eylül Akşamı veya Green Day'den Wake Me Up When September Ends, Daughtry'den September gelir mesela.
Şairlerin, yazarların da vazgeçemediği aylardandır eylül; 

"ve ben bütün yapraklarımı döküyorken şimdi eylül diyorsun, tam da orada başlıyor ayrılık...
              der Ahmet Telli,

Eylül bir ay değil, bir aylık ayrı
bir mevsim. 
                      der Haşmet Babaoğlu veya

Temmuzlar kedi yavruları gibi sokulurken ağustosa 
ve ağustoslar eylüle 
Bir yol alış duygusudur ki, 
biliriz insanlar zamanlardan önce boğulur.
                                                                    der Edip Cansever.

Velhasıl kelam melankoli doludur eylül, tıpkı Sabahattin Ali'nin şiiri gibi. Ne güzel şiirdir Melankoli! Hele bu şiiri, Ali Kocatepe bestelemiş, Nükhet Duru yorumlamışsa dinlemeye doyum olmaz... Huzurlu bir eylül dilerim sevgili okur, keyifli dinlemeler! 


Sırça Köşk - Sabahattin Ali

Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter.
Edebiyat, pozitif bilimlerde veya spor müsabakalarında olduğu gibi başarının belirli kriterlere indirgenebildiği bir mecra olmasa da eserlerin zamana karşı koyabilme yetileri önemli bir nitelik olarak değerlendirilebilir: Vaktinde binlerce satmış ancak günümüzde neredeyse hatırlanmayan kitapları başarılı addetmek pek doğru olmayacağı gibi satışlarda hüsrana uğramış ancak hala hafızalarda değerini koruyan eserleri başarısız görmek de aynı şekilde doğru olmayacaktır örneğin. Daha da önemlisi; eserin, hangi zamanda okunursa okunsun, okuyan için bir anlam taşıdığı, sadece yazıldığı dönemde değil geleceğinde de anlamlılığını koruyabildiği durumlar edebiyatta "zamansız" olmanın değerini göstermektedir; Antik Yunan'dan günümüze değerini koruyan eserler, ozanların ölümsüz şiirleri, yüzyıllar önce yazılan klasikler bu durumun ispatıdır adeta.

İşte Sabahattin Ali, sadece eserleriyle değil; kimliğiyle de zamana karşı koyan bir isim. Yaşadıkları ve yaşattıkları hem hüzne hem de buruk bir mutluluğa kaynak olan Ali; roman, öykü ve özellikle şiirleriyle ölümsüzlüğe erişmiş değerli bir kalem. Sırça Köşk yazarın ilk olarak 1947'de yayımlanan son öykü kitabı; on üç öykü ve dört masaldan mürekkep derleme, adını içerisindeki aynı başlıklı masaldan alıyor. Masal dendiğine bakmayın; masallar zaman içerisinde safi çocuklara hitap eden bir yazın şekli olarak algılansa da Sabahattin Ali'nin masalları aksine, özellikle yetişkinlerin okuması gereken cinsten. 

Daha önce Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf romanlarını okuduğum Sabahattin Ali'nin dili öykülerinde daha belirgin, daha yalın ve daha etkileyici. Sadeliğine rağmen iz bırakan betimlemeleri, birey-toplum ilişkisini çarpıcı ve gerçekçi bir şekilde gözler önüne seren kurguları ve toplumsal meseleleri abartmadan, taraf tutmadan (ya da tuttuğunu belli etmeden) aktaran üslubuyla Ali, Sırça Köşk'te okuru mütemadiyen düşündürüyor ve hatta tabiri caizse üzüyor: Üçkağıtçı tüccarlar, çıkarcı doktorlar, zorla katil olan gençler, sokağın ihmal edilmiş çocukları, hayatın karanlığa sürüklediği kadınlar, korunmayan doğal güzellikler ve kültürel miras karşısında elem duyan öğretmenler, işkence gören aydınlar ve masallarda simgeleşen zalim ve alimleri; insanoğlu var olduğu müddetçe hükmetmeye devam edecek zulmü ve bu zulmün mağduru mazlumları anlatıyor.

Kitabın tamamına hakim bu karamsar havanın Sabahattin Ali de farkında olmalı ki; okuduğum basımın arka kapağında da alıntılanan bir kısımda şöyle diyor:
"Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin? diyorlar. Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir kaşık toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?" Bahtiyar Köpek
Diyor demesine ama aynı öyküde muzip bir tavırla eleştirmeyi, karamsarlığı sürdürmeyi de ihmal etmiyor. Dolayısıyla şuradaki yazımda Sait Faik için söylediklerimin hemen hemen tam tersini Sabahattin Ali için söylemek mümkün: Yazarın, duyarlılık ve farkındalığının bir bedeli olarak hayatın en çok can sıkıcı ve kötümser taraflarını gördüğünü öykülerin hemen her satırından okuyoruz.

Zamanının değil her devrin yazarı Sabahattin Ali'nin Sırça Köşk'ü özellikle öykü severlerin severek okuyacaklarını düşündüğüm bir eser.

Sırça Köşk Sabahattin Ali, Yapı Kredi Yayınları - 141 s.

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali (Sözlük)

Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali'nin ilk romanı. Sosyalist gerçekçi akımın en yetkin örneklerinden birisi olarak nitelendirilen romanda, sıradan bir okuyucu olarak, tam olarak tatmin olmadığımı belirtmeliyim. Kitabın üç cilt olarak planlanıp, yazarın ölümü sebebiyle tek kitapta kalması, nahoş bir şekilde hissediliyor kitabın sonunda. Bunun yanı sıra hikayedeki ve olay örgüsündeki kimi detaylar da eleştiriye açık ancak yine de mutlaka okunması gereken romanlardan Kuyucaklı Yusuf. 

Böylesi kült bir kitabı uzun uzun kritik etmek niyetinde değilim açıkçası ancak belirtmek istediğim bir nokta var ki; YKY’nin baskısında yer alan önsöz, kitabın tüm hikayesini, tüm vurucu olayları anlattığı için önsöz değil de sonsöz olmalıydı diye düşünüyorum. Yeni okuyacaklar için de tavsiyem, kitabı bitirdikten sonra okumaları. 

Bu yazıda, okurken not aldığım –pek çoğunun anlamını da bilmediğim- eski Türkçe kelimeleri ve anlamlarını paylaşarak, kitabı yeni veya yeniden okuyacak olanlara bir kaynak sunmak istedim.

Avdet:  Dönüş, geri gelme.
Azil: Görevden alma.
Bedbin: Kötümser.
Beis: 1. Engel, uymazlık. 2. Kötülük, zarar.
Cenup: Güney.
Cezbe: Bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme durumu
Cürüm: 1.Yanlışlık, kusur veya hata 2.Suç
Dolak: 1. Tozluk yerine ayak bileğinden dize kadar dolanan ensiz, uzun kumaş parçası. 2. Baş örtüsü
Düstur: 1. Genel kural. 2. Yasaları içine alan kitap.
Ellalem: Sanırım, anlaşılan, demek ki
Fasıla: Aralık, ara, kesinti
Fersude: Eskimiş, yıpranmış, aşınmış
Hanay: 1. İki ve daha çok katlı ev. 2. Sofa, hol. 3. Avlu.
Hayırhah: İyilik dileyen, iyilik isteyen, iyicil, hayırsever
Hicap: Utanma, utanç, sıkılma
Himmet: 1. Yardım, kayırma 2. Çalışma, emek, gayret.  3. Lütuf, iyilik, iyi davranma.
Hissikablelvuku: Önsezi.
Hulasa: Komik, gülünç (şey).
İğfal: 1. Bir kadını aldatma, baştan çıkarma. 2. Irzına geçme. 3. Aldatma, ayartma, kandırma
İktifa: Yetinme.
İnfial: 1. Birine içerleme, gücenme, kızgınlık duyma. 2. Herhangi bir şeyden etkilenme.
İnkisar:  1. Kırılma. 2. Gücenme, gönlü kırılma. 3. İlenme, ilenç.
İnkişaf:  1. Gelişme, gelişim. 2. Meydana çıkma, aşikâr olma.
İptidai: 1. İlkel. 2. İlkokul
İstidat: Yetenek
İstihfaf: Küçümseme, hor görme, hafifseme
İşret: İçki içme: İşret meclisi
İtidal:  1. Aşırı olmama durumu, ılımlılık, ölçülülük. 2. Soğukkanlılık.
İtiyat: Alışkanlık
Kalender:  1. Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse, ehlidil, rint. 2. Özensiz giyinmiş, kılıksız kimse.
Kasavet: Üzüntü, tasa, kaygı, sıkıntı.
Kaşanmak: Hizmet ve binek hayvanları; durup işemek.
Kıraat:  1. Okuma. 2.. Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okuma.
Kolan Vurmak: 1. Salıncakta hızlanmak için ayakta durup vücudu doğrultarak ileriye atılırcasına hareket etmek. 2. Hayvanın eyer veya semerini kolana bağlamak.
Lakayıt: 1. İlgisiz 2. İlgisiz bir biçimde
Lüzuci: Yapışkan.
Mayi: Sıvı
Mecelle:  1. Kitap. 2. Fıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren, Tanzimattan sonra hazırlanmış olan, yasa yerine kullanılan eser.
Menfi:  1. Olumsuz, negatif 2. Her şeyi olumsuz ve kötü yanlarıyla ele alan.
Meram: İstek, amaç, gaye, maksat
Mihnet:  Sıkıntı:
Mihver: Eksen.. 2.  Önemli
Mikyas: Ölçek, ölçü:
Mutavaat: Boyun eğme, uyma, itaat etme
Muhayyile: Hayal gücü
Mukabil: . Bir şeye karşılık olarak yapılan, bir şeyin karşılığı olan 2. Bir şeyin karşısında bulunan. 3. Karşılıklı. 4. Rağmen
Mukaddema: Önce, evvelce, eskiden.
Mukadder: Yazgıda var olan, yazgı ile ilgili olan, alında yazılı olan
Mutasarrıf: 1. Kendinde kullanım hakkı olan, elinde bulunduran 2. Tanzimattan sonra, Osmanlı yönetim örgütünde sancakların yöneticisine verilen ad
Muvafakat: Uygun görme, onama, kabul etme.
Muvazene:  1. Denge 2. Dengeleme.
Mücrim: Suçlu
Müddeiumumi:  Savcı
Müflis: Batkın.
Mükaleme: Karşılıklı konuşma.
Mülazım: Bir işe girmek için bir süre parasız olarak o işe devam eden
Müphem:  1. Belirsiz 2. Açık ve belirgin olmaksızın
Müsavat: Eşitlik, denklik
Müspet: Olumlu
Müstakil:  1. Kullanış yönünden başka bir yapı ile bağlantısı olmayan, bağımsız:  2. Kullanış yönünden belli kişi veya kişiler için ayrılmış olan
Müstantik: Sorgu yargıcı:
Müsterih: Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan.
Müşkül: Güç, zor, çetin
Mütefekkir: Düşünür.
Mütereddit: Tereddüt eden, çekingen, kararsız, ikircimli (kimse)
Müteşekkil: Oluşmuş, meydana gelmiş
Nalın: Takunya
Pazen: Dokuması kalın, sık ve yumuşak, bir tür pamuklu bez.
Peşkir: 1. Genellikle pamuk ipliğinden dokunmuş ince havlu 2. Yemek yerken kullanılan, el kurulanan, büyük mendil biçiminde pamuk veya keten bez, peçete.
Rabıta: 1.Bağlayan şey, bağ 2. İki şeyi birbirine bağlayan ip. 3. İlgi, ilişki 4. Birbirini tutma, tutarlık. 5. Düzen, sıra. 6. Birbirine geçmeli tahtadan bir döşeme türü. 7. Tarikatlarda müridin şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması.
Rıhdan: Yazı kurutmak için kullanılan özel kumun konduğu üzeri delikli kap.
Riyaziye: Matematik.
Sahavet: El açıklığı, seleklik, cömertlik.
Sarih: Açık, kolay anlaşılır, belli, belirgin, belgin
Serpuş: Başlık.
Şimşir: Şimşirgillerden, yaprakları her mevsimde yeşil kalan, taşlık, çorak bölgelerde kendiliğinden yetişen veya bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen, odunu sarımsı renkli ve çok sert olan bir ağaççık
Taalluk:  İlgisi olma, ilgisi bulunma, ilgi, ilinti.
Tafsilat:  1. Ayrıntı. 2. Ayrıntılı açıklama
Tahrirat: Resmî bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar.
Tarik: Yol.
Tebahhur: Su, sıvı vb. kaynayıp buhar olma, buğulaşma, buharlaşma, uçma.
Tecessüs: 1.Belli etmeden kendini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma. 2. Merakını gidermeye çalışma, görme, anlama merakı.
Tefsir: 1.Yorumlama. 2. Yorum. 3.. Kur'an'ın surelerini açıklayarak görüşler ileri sürme ve bunları yazma, yorumlama. 4. din b. Kur'an'ın surelerini açıklayan eser.
Tekasül: Üşengeçlik.
Telaaki: 1.Anlayış. 2. Kabul etme, sayma.
Temayül: 1. Bir tarafa eğilme, meyletme. 2. Bir kimseye veya bir şeye ilgi duyma
Temrin: Alıştırma.
Teveccüh: 1.Bir yana doğru yönelme, yüzünü çevirme. 2. Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma, sevme.
Tevkif: 1. Durdurma. 2. Bir suç dolayısıyla birini tutuklama.
Tezahür: 1. Belirme, görünme, gözükme, ortaya çıkma, oluşma. 2. Belirti.
Vuzuh: Açık olma durumu, açıklık, aydınlık.
Yamçı: Bir yüzü uzun tüylü, kalın yünden dokunarak yapılmış yağmurluk.

Not: Kelimelerin anlamları TDK'nin internet sitesinden alınmıştır.