Fransız Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fransız Edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kalpazanlar - André Gide

“Ama yavaş yavaş katlanıyor insan. Oysa yaşamdan çok şey de istemiyorduk. Daha da azını istemeyi öğreniyor insan… gittikçe daha azını.” Sonra uysalca ekledi: “Ama kendinden, gittikçe daha fazlasını.”
LittlePenny isimli blog'un sahibi pek cömert ve pek sevgili Serra Hanım'ın şu gönderisinde gerçekleştirdiği kitap bağışından edindiğim bir kitaptı Kalpazanlar. Teşekkürlerimi vaktinde alenen ve yeterince sunamadığımı düşünüyorum; bu vesileyle kendisine yeniden çok ama çok teşekkür ederim.

İtiraf etmeliyim ki Kalpazanlar oldukça zorlu bir okuma oldu benim için... Uzmanlarca edebiyatın, daha doğrusu roman tekniğinin gelişmesinde önemli bir yere sahip olduğu söylenen eserini, diğer eserlerinden  farklı olarak ilk -ve tek- romanı olarak tanımlayan  Gidé bu romanla "Bach'ın füg sanatıyla müzikte gerçekleştirdiğini, edebiyatta gerçekleştirmeyi amaçladığını" söylemiş. Öte yandan Jean-Paul SartreNathalie Sarraute'un Portrait d'un Inconnu adlı eserinin ön sözünde Kalpazanlar'ın "Karşı Roman" (anti-Roman) olduğunu ifade etmiş. Çünkü eleştirmene göre roman olması için, bir "olay örgüsü"nün bulunması ve tutkularıyla yönlendirilen veya çıkarları doğrultusunda hareket eden kişilerin eserde yer alması, gerçeğe uygunluk kuralına uyulması gerekirmiş.

Tüm bu kuramsal teknik bilginin bizi getirdiği sonuç şu oluyor; Gide, Kalpazanlar ile mevcut roman tekniğini gözardı ederek, önemli bir gelişmeye imza atıyor ve okuyucunun alışmış olduğu "giriş-gelişme-sonuç" veya "serim-düğüm-çözüm" düzeninden kopararak, bir bütün olaylar silsilesi sunuyor. Kitap insan ilişkilerini, ahlak değerlerini ve Gidé'nin yarattığı yazar karakter sayesinde, roman sanatını kritik eden karmaşık bir yapıya bürünüyor.

Hikayenin başlangıcında Bernard, evinde bulduğu bazı gizli mektuplardan gayrimeşru bir çocuk olduğunu öğreniyor ve  evden kaçarak soluğu arkadaşı Olivier'in evinde alıyor. Bundan sonrasını özetlemek ise oldukça zor; hikayeye bu iki arkadaşın aileleri, ailelerinin dostları, yasak ilişkileri, öğretmenleri, akrabaları, tanıdıklarının aileleri giriyor ve giderek genişleyen ve kat'iyen bir sonuca bağlanacakmış gibi durmayan bir hal alıyor. Tüm bu kişiler, bir şekilde birbirleriyle de bağlantılı çıktıkça bir yandan takip etmesi zorlaşıyor, diğer yandansa yazarın nereye varacağı merak konusu oluyor. Bu karmaşık sarmal yüzünden kafamın karışmaması için karakterleri ve ilişkilerini not aldığım bir çeteleden faydalandım. (Eğer siz de okumayı planlıyorsanız kendinize bir indeks hazırlayabilir ya da Wikipedia sayfasında bulduğum aşağıdaki hazır olanı kullanabilirsiniz)

Başta belirttiğim üzere zorlu bir okuma olmuş olsa da, farklı ve önemli bir eseri okumuş olmaktan memnunum. Yine de başladığınız kitabı, beğenmeseniz bile bitirmeden bırakmayanlardansanız, okumadan önce iki kere düşünmenizi tavsiye ederim, naçizane.

Kalpazanlar - Andre Gidé, Can Yayınları - 380 s.

Kırmızı Ot - Boris Vian

Peynir satıcısının arabasının arkasından, rakibinin siyasal dayanaklarına sahip olmayan ve içinde büyük bir maymun tarafından bekareti bozulmuş bir genç kızın bulunduğu, tören tahtırevanıyla yetinmesi gereken hırdavatçının arabası geliyordu. Maymunun kirası çok fazla tutuyordu, fiyatı kadar iyi sonuç vermemişti. Çünkü, genç kız on dakikadır baygındı ve artık bağırmıyordu. Bu arada belediye başkanının karısı menekşeye dönüşmekteydi ama yine de çok kötü taranmış bir sürü tüyü vardı.
Biraz manipülatif bir alıntıyı seçtiğimi itiraf ediyorum ancak kitabı okurken neler hissettiğimi anlamanız için uygun bir yöntem olduğu kanaatindeyim. 

Günlerin Köpüğü isimli eserine düzülen övgüler sebebiyle merak ettiğim bir yazardı Boris Vian. Okul kütüphanesinde Kırmızı Ot isimli kitabına rastladığımda, merakıma yenik düşüp alıp okudum ben de...

Açık konuşmak gerekirse kendimi hiçbir zaman "nitelikli okur" olarak görmedim. Çok okumaya çalışıyor olmam, benim için "iyi bir okur" olmayı beraberinde getirmiyor. Olsa olsa "tecrübe edinmeye çalışan okur" diyebilirim kendim için. İşte bu haleti ruhiye içerisinde en azından artık alt-metninin anlamayacağım kitaplarla karşılaşmayacağımı düşünürken Kırmızı Ot beni hayal kırıklığına uğrattı. Vian kafasında öyle bir dünya yaratmış ki, okuduğum süre boyunca bilmem gerektiği halde bilmediğim bir şeyler olduğunu hissettim. Sanki kitabın ilk sayfaları eksikmiş ya da bir devam kitabıymış gibi... Bu esnada -daha sonradan öğrendiğim üzere- alt-metinde verdiği mesajları ıskalamışım haliyle.


Boris Vian enteresan bir kişilik: Caz müzisyeni, senarist, kısa film amatörü, oyun yazarı, şair, mühendislik ve araba yapımına kadar varan geniş bir ilgi alanına sahip. Vernon Sıllivan adında hayali bir Amerikalının romanının çevirisi olduğunu iddia ettiği ilk romanı Mezarlarına Tüküreceğim ile sükse yaratmış, daha sonra da "Fransız dilinin cümle yapısını kıran, yan yana gelmeleri olanaksız olan sözcükleri, şaşırtıcı bir şiirsellik ve uyumla yazması"yla parlamış. 

Kırmızı Ot'un siyasi tarihi de karmaşık. Net bir bilgiye ulaşamamış olsam da kitabın Türkçe'ye çevrilme "izni" 1994'de verilmiş. Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu davalarının günümüzde vuku buluyor olmasını göz önünde bulundurursak fazla söze ihtiyaç kalmıyor sanırım.

Kitabı o kadar anlamadım -ve dolayısıyla sevmedim ki- kitap yerine Altıkırkbeş Yayın hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle telif haklarına dair kaleme aldıkları cesaretlendirici satırlar gerçekten çok güzel: 
Bu çevirinin tüm yayın haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalarımıza göre suç sayılmaktadır. Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz. P.S.:Tüm fotokopi fanzinler yukarıdaki açıklamadan bağımsızdırlar. Onlar istedikleri ALTIKIRKBEŞ kitabını veya metnini çoğaltabilir, bozup yeniden yaratabilirler. Okurlarımızı yasal dergileri değil "fotokopi fanzinleri izlemeye çağırıyoruz.Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, Yaşasın KAOS. 
Son olarak hemen her okurun kabusu olan dahi anlamındaki -de'lerin yanlış yazımı sık karşılaştığım bir olay oldu bu kitapta. Sadece o da değil; -ki'ler, soru eki -mı, -mi'ler de sık sık yanlış yazılmıştı. Sonraki basımlarda düzeltilmesini temenni ederim.

Kitap hakkında bu kadar az bilgi veren bir yazı yazmaktan ne kadar hoşnut olmasam da meraklıları için boş vaktiniz bol ve zorlu okumaları seviyorsanız bir göz atın derim. 

Kırmızı Ot - Boris Vian, Altıkırkbeş Yayınları - 139 s.