Şüphesiz Türk edebiyatının en önemli şairlerinden birisidir Cahit Sıtkı Tarancı. Hayata 46 yaşında, oldukça genç veda eden ve pek çok şiirinde ölümü konu edinen Tarancı öte yandan yaşama sevinci de sıkça kullanmıştır şiirlerinde tema olarak...
Abbas isimli şiirde ise ne ölümü ne de yaşama sevgisini işliyor; şairin bir anısından yola çıkarak yazdığı bu şiir, Otuz Beş Yaş kadar bilindik olmasa da şahsi favorilerim arasındadır. Hele ki Fatih Kısaparmak'ın bestesiyle hayat bulan aynı isme sahip parça, özellikle çilingir sofralarımızın vazgeçilmezlerindendir. Ayrıca beste sahibinin yorumu bir yana, Mustafa Keser bambaşka bir ruh katar bu parçaya.
Abbas
Haydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalp ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş'tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.
Tarancı, Abbas'ın hikayesini 1944 yılında Cumhuriyet Gazetesi'nde yer aldığı söylenen oldukça uzun ancak bir o kadar da keyifli öyküsünde anlatmış:
Çocukken büyük annemden dinlediğim masallardan biri, aklımda kaldığına göre, şöyleydi:
"Vaktiyle, bilmem ne memlekette hüküm süren bir padişahın oğlu, ancak rüyada gördüğü servi boylu, sırma saçlı, mavi gözlü, son derece dilber bir kıza aşık olur; ve sevgilisini bulmak ümidile yollara düşer. Bütün aşk masallarında olduğu gibi başına bir sürü felâketler gelecektir. Pek tabii değil mi? Aşk demek imtihan demektir. Ancak serden geçip yardan geçmiyen muradına nail olur. Bereket versin, daha ilk adımı bizim sevdalı şehzadeye uğurlu gelir. Bir kuyunun yanından geçerken, takatten düşmüş, ak saçlı bir ninenin kuyudan su çekmeğe uğraştığını görünce dayanamaz, koşar, ninenin suyunu çeker. Buna son derece memnun kalan kadıncağız, şehzadenin sırtını okşar ve saçından kopardığı iki teli ona vererek der ki: ...